AnasayfaKapiTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap
Similar topics
    Arama
     
     

    Sonuç :
     
    Rechercher çıkıntı araştırma
    En son konular
    » Duyuru..Hocalı Katliamını Unutma, UNUTTURMA!
    Salı Şub. 28, 2012 8:03 am tarafından AyMaRaLCaN

    » Basit yaşayacaksın. Basit
    Çarş. Haz. 09, 2010 1:48 am tarafından Misafir

    » Aşk 29 Harftir..
    Çarş. Haz. 09, 2010 1:48 am tarafından Misafir

    » SENi SEViYORUM
    Çarş. Haz. 09, 2010 1:47 am tarafından Misafir

    » BÖYLE SEVDİM İŞTE
    Çarş. Haz. 09, 2010 1:44 am tarafından Misafir

    » Delinin Veliye Tavsiyesi
    Paz Haz. 06, 2010 3:44 am tarafından Misafir

    » Dört Dirhemlik Gömlek
    Paz Haz. 06, 2010 3:44 am tarafından Misafir

    » Eğer Göndermeseydi
    Paz Haz. 06, 2010 3:44 am tarafından Misafir

    » Nereden ve Nasıl aldın
    Paz Haz. 06, 2010 3:43 am tarafından Misafir

    Tarıyıcı
     Kapı
     Indeks
     Üye Listesi
     Profil
     SSS
     Arama
    Forum
    Ortaklar
    bedava forum
    Giriş yap
    Kullanıcı Adı:
    Şifre:
    Beni hatırla: 
    :: Şifremi unuttum

    Paylaş | 
     

     Altın Saçlı Kız Masalı

    Aşağa gitmek 
    YazarMesaj
    AyMaRaLCaN
    Admin
    avatar

    Mesaj Sayısı : 968
    Kayıt tarihi : 18/04/10

    MesajKonu: Altın Saçlı Kız Masalı   Çarş. Nis. 21, 2010 5:42 pm

    Altın Saçlı Kız
    Zamanın birinde, bundan çok yıllar önce. Saraylarda padişahlarınyaşadığı, meydanlarda okların atıldığı, pazarlarda altın sikkelerlealış veriş yapıldığı zamanın birinde... Güzel bir bahçenin tam ortasınakurulu bembeyaz bir ev varmış. Bu evde altın sarısı saçları olan güzelmi güzel, alımlı mı alımlı; al yanaklı, gül dudaklı, boylu poslu, Bukleadında bir genç kız anneciği ile beraber otururmuş.

    Güzellergüzeli Bukle her sabah, babaannesinden kalma bir kemik tarak ilesaçlarını taramayı pek severmiş. Bir saat, iki saat hiç bıkmadan tararda tararmış yumuşacık saçlarını. Sonra da tarağın dişlerine takılan,bir de yere dökülen tellerini itinayla toplarmış. Onları pembe ipekmendilinin içine sarar bir çekmecede saklarmış.

    Oturduklarıbeyaz evin bahçesi öyle güzel çiçeklerle bezeliymiş ki, kokuları sizdeyin on mahalle, ben diyeyim yirmi mahalle öteden duyulurmuş. Renklerio kadar canlı, o kadar başkaymış ki; bahçenin önünden her geçen durupbakar, hayran kalırmış bu güzelliğe. Bukle’nin annesi Menzile, birçocuk gibi severmiş bu güzel çiçekleri. Okşarmış, öpermiş; her akşamgüneş batınca dağların gerisine, ay ışığı altında sularmış tek tek.Laleler onu gördüklerinde daha dik durmaya, menekşeler kokularını herköşeye yaymaya, güller iri iri açmaya çalışırlar; güzellik yarışınagirişirlermiş. Hem çiçeklerle yaşamak öyle kolay da değilmiş. Çabukküser, çabuk solar, çabuk bükerlermiş boyunlarını. Pek nazlı, peknazenin, pek hassas, pek narin, pek kırılgan imişler. Öyleymişler işte.Sevgi imiş asıl onları besleyip büyüten.

    Menzile haftada birkere, karanlık çöker çökmez Bukle’nin altın sarısı tellerinden birisinialır, bahçedeki o güzel çiçeklerden seçtiğinin içine usulca koyarmış.Ertesi sabah da aynı çiçek bir altın verirmiş Menzile’ye. Bu, kimseyeduyurmak istemedikleri bir sırmış. Anne kız böyle yaşar giderlermişişte. Kimseye zararları yokmuş. Kimseye de muhtaç değillermiş.

    Ancakinsanlar çeşit çeşitmiş. İyiler de çokmuş, kötüler de... Kimin iyi,kimin kötü olduğunu ise bilebilmek pek zormuş. Günlerden bir gün nasılolduysa, kadının biri, bir köşede durur iken Menzile’nin çiçektenaldığı altını görüvermiş. Hayret etmiş, gözlerine inanamamış, dönüp birdaha bakmış “gördüklerim doğru mu acep!” diye. Hemen aklında türlüfikirler dolaşmaya, bu fikirler bir kurt gibi beynini kemirmeyebaşlamış. Sonunda bu fikirlere yenilip de aklınca bir plan hazırlamış.Üzerine eski püskü, yırtık pırtık giysiler geçirip elini yüzünü kirepasa bulayıp, varmış güzel bahçeli beyaz evin kapısına.

    Menzileçıkmış bu perişan görünen kadının karşısına. “Buyrun” demişgülümseyerek. Kadın iki büklüm durarak, kısık sesle “misafir etsenizbeni birkaç gün Allah rızası için” demiş ve kapının önüne yığılıpkalmış. Menzile kadına pek acımış, haline pek üzülmüş. Hemen ana kıziçeri taşımışlar kadını. Yatağa yatırıp üstünü örtmüşler. Meraklabaşında beklemeye başlamışlar. Bir süre sonra kadın açmış gözlerini “suiçsem” demiş. Bukle bir koşu su getimiş. “Açım” demiş bunun üzerinekadın. Bu sefer de Menzile koşmuş mutfağa, sıcak çorba getirmiş. Birgüzel karnını doyurmuş kadın. Ardından da açmış elerini, uzun uzun duaetmiş bu güzel insanlara:

    “Allah ne muradınız varsa versin.
    Sağlık, mutluluk, huzur dolsun eviniz.
    Tuttuğunuz altın, sofranız bereketli olsun.
    Eviniz sıcak, yüreğiniz ferah olsun.
    Yarınınız güzel, seveniniz bol olsun.
    Kötülük dokunamadan geçip gitsin çatınızın üzerinden.
    ..........”

    Birgüzel dualar etmiş ki kadın oturduğu yerden, Bukle ve Menzile peksevinmişler. Menzile “evin yoksa kal bizimle, yoldaş olursun bize”demiş. Kadın hiç beklemeden hemen atılmış. “Olur olur, kalırım” diyerekbir çığlık bırakmış havaya. Kim ne düşünür nereden bilsin Menzile.Kimin niyeti nedir nasıl bilsin Menzile.

    O günden sonra birlikteyaşamaya başlamışlar beyaz evde. Güzel, temiz elbiseler vermiş Menzilekadına. Birlikte yiyip birlikte içmeye, birlikte gezip birliktetozmaya, birlikte oturup birlikte kalkmaya kısa zamanda pek alışmışlar.Her sabah Bukle’nin altın sarısı saçlarını o tarar olmuş. Her teliitinayla toplamış, kimse görmeden bir kısmını ayırıp saklamış. Fırsatbuldukça bahçeye çıkıp çiçeklere koymuş telleri. Ertesi sabah da birbir toplamış altınları.

    Günler geçmiş, haftalar geçmiş, aylargeçmiş. Kadın usanmış bu işten. Yorulmuş, bıkmış, “yeter artık” diyerekbir gece yarısı uyurken Bukle derin derin, mışıl mışıl; almış makasıeline, altın saçını kökünden tutup kesmiş bir çırpıda.

    İşte oan olmuş ne olduysa, altın saçın her bir teli kocaman bir yılanadönüşüp atlamışlar kadının üstüne. Oracıkta sokup öldüreceklermişneredeyse, Bukle “durun” demeseymiş. Kadın korkudan küçük dilini yutmuşda, bir dahi hiç konuşamamış. Ödü “pat” diye patlamış da aklı yerindenoynamış. O günden sonra da kiminle karşılaştıysa, saçının telleriniyaşmağının ucundan gösterip birşeyler geveler, birşeyler anlatmakistermiş. Lakin kimse ne dediğini bir türlü anlayamazmış bu delikadının. Acıdıklarından eline ekmek parası tutuşturup yollarına devamederlermiş.

    Birgün bir sokağın köşesinde bağdaş kurmuşotururken ak sakallı bir dede gelip durmuş karşısında. Uzun uzun bakmışgözlerine bir şey okur gibi. Sonra da “bir adam vardı buralardayaşayan” demiş kadına. “Nalbant idi. Herkes sever, herkes hürmet eder,herkes pek güvenirdi ona. Bir sabah senin gibi o da gördü çiçeklerinverdiği altınları. Göz bir gördü mü, akıl bir yazdı mı kenara gözüngördüklerini insan kendini tutamaz olur. Günler boyu eline iş alamadı.Gelip gidenler “niye çalışmıyorsun, hasta mısın?” diye sordular uzunsüre. Nalbant kimseyle tek kelime konuşmadı. Gözünün önünden çil çilaltınlar gitmiyordu. Bir damla uyku girmedi gözüne. Sonra baktı kiolmayacak; eline koluna, diline kulağına bir de aklına hakimolamayacak. Her bir şeyini, neyi var neyi yoksa olduğu gibi bırakıpçekti gitti buralardan. Kimseler bir daha haber alamadı nalbanttan. Nenereye gittiğini öğrendiler, ne de neler yaptığını duydular. Ben sanasöyliyeyim mi ne oldu nalbanta?”

    Kadın gözleri yuvalarındanfırlayacakmış gibi bakmış dedeye, karşısında duran bir canavarmış gibi.Devam etmiş ak sakallı dede konuşmaya. “Nalbant şimdi padişahın sağkolu. Vezir oldu memlekete. Eğer senin gibi tutamasaydı kendini, buşehrin sokaklarında dolaşacak, adı “deli nalbant”a çıkacaktı belki de.”

    Konuşmasıbitince dede yürüye yürüye uzaklaşmış kadının yanından. Onun arkasındanbakakalan kadın saçını başını yola yola bağırmış da duyanlar gökyarıldı sanmış. Çocuklar öyle bir ağlamış ki üç gün üç gecesusturamamışlar. Kediler korkup damdan dama atlaya atlaya başka şehirdemiyavlamaya gitmişler.

    Bukle’nin saçları da kısa süredeuzamış, yine eskisi gibi taranacak hale gelmiş. Açgözlü olmanın, yalansöylemenin, kötü düşüncelerin ne kadar zararlı olduğunu da daha iyiöğrenmiş. Anne kız uzun yıllar mutlu bir şekilde, beyaz evlerinde,güzel çiçekleri ile yaşamaya devam etmişler. Bir daha da kimseyegüvenip evlerine almayı hiç düşünmemişler........alinti

    _________________
    BİRGÜN
    Ben sensiz günlerime yanarken
    Belki sen bensizliğe sevineceksin
    Ama şunu unutmaki birtanem
    Sende birgün seveceksin
    [i]
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://ay-maral-can.tr.gg/
     
    Altın Saçlı Kız Masalı
    Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası
     Similar topics
    -
    » Yazının Altını ve Üstünü Çizmek !

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
     :: İlginç Hikayeler-
    Buraya geçin: